9
May 10

Kaynak Suları İçtim Yine de İyileşemedim

Yanı başımda bir piknik tüpü patlasa ancak bu kadar kırmızı ve sıcak olurdum sanırım. Sevgili dostlar, yanıma güneş kremi almadan ve hatta hastalığıma aldırmadan yürüyüşe çıktım. Sabah 5′te başladığım yürüyüş tam 12 saat sonra akşam üzeri 5′te bitti. Herhangi bir inşaat ustasını aratmayacak kadar yandım ve hala öksürüyorum (kaynak suyu boğaza, reflüye iyi gelir diyen yalan söyler haberiniz olsun). Yine de burada hastalık ve yorgunluk tiradı yapmayacağım bilesiniz. Aksine elimdeki bir kaç fotoğrafı paylaşmak istiyorum.

Yürümeye Sakarya’dan başladık, Bolu’da bitirdik. 4 zannediyordum ama 5 yayla geçtik. Biri yapay iki göl gördük. Çiçeklerin, börtü böceğin ve ağaçların tamamen patladığı bu dönemde manyak manzaralarla karşılaştım. Benim gibi bir renk körünün bile farkedeceği güzellikle yeşilin 37 değişik tonunu gördüm (bilemedim… 41 de olabilr). Susuzluktan dilimin damağıma yapıştığı anlarda ise öyle ya da böyle bir kaynak ile karşılaştım.

Kaynakların kimi bir musluk takılıp çeşme haline getirilmiş, kimi de tahtadan bir olukla çıktığı yerden biraz ileriye taşınarak doğal halinde bırakılmıştı. Bunlardan ilki ile kahvaltı yerimiz olan ve kaynağa da adını veren Sultanpınar’da karşılaştım

Pınarın adı rivayete göre buradan su içmiş olan bir sultandan geliyormuş. Rivayet yalan olsa da bundan sonra adı yine Sultanpınar olarak anılabilir. Malum kişilerin padişah olarak isimlendirildiği bir memlekette benden haydi haydi sultan olur. E ben de bu sudan kana kana içtim:

Sultanpınar

Suyun topraktan çıktığı yere tahtadan iki kanal koyulmuş. Biz içebilelim diye.

Daha önce hiç kaynak görmemiş, onun suyundan içmemiş olanlar için söylüyorum. Suyun doğal hali; telefon açarak çağırdığınız mavi tulumlu insanların taşıdığı plastik bidonlar değil. Yer altı sularının toplanması, onların bir punduna getirip yer yüzüne çıkması, onun çıktığı yere dudakları yapıştırıp içmesi gibi şeyler var. Ha o sudan içmiş olanlar ise neden böyle dalga geçtiğimi anlamışlardır bile.

Nihayetinde satın aldığımız şişelerin içerisindeki sular da kaynak suyu. O şişeler de bir şekilde dolduruluyor:

Hakiki Kaynak Suyu

Elle doldurma işlemi bu. Bir de bunu yapan makineler var.

Yaşadığınız şehirde su satın alıp içerken o suyun başka bir yöreden geldiğini, İstanbul’daysanız eğer, marmara bölgesindeki tüm içilebilir su havzalarını sömürdüğümüzü ve yavaş yavaş tükettiğimizi unutmayın. Sularımızı kirletmemek için de en azından bireysel olarak elinizden geleni yapın. Fotoğrafları paylaşacağım dedim ama su konusuna giriverdim. Çok uzatmayayım, daha fazlası için buraya ya da buraya bakın lütfen.

Hava sıcak ve yol uzun olunca her gördüğümüz kaynakta durduk. Bahardan mıdır bilmem hepimizin üzerinde fazladan bir yorgunluk vardı. Molalar vererek ve etrafımızı seyrederek yürüdük. Bu mevsimde doğa tüm tazeliğini, çıtırlığını gözler önüne sermişti. Ben ise süper bir üşengeç olarak geniş açı objektif olmadan sadece bir 100mm ve 50mm objektif ile yola çıkmıştım (buradan sevenlerime duyururum, eli ayağı düzgün görüntü alabilen geniş açı bir objektife ihtiyacım var.). Hal böyle olunca bir çok görüntüyü hafızama kaydettim. Size de bu aşağıdakiler kaldı:

Güneş Doğuyor

Başaldığımızda güneş henüz doğmamış ama ışıkları gelmeye başlamıştı.



Pus

Kahvaltı yapacağımız yere ulaştığımızda ise sis hala kalkmamıştı.



Kayın Ağaçları

Biz yüz yıllık kayın ağaçları arasından yürümeye başladık...



Renkler

Ve renkler de yerli yerine oturmaya...



Sülüklügöl

Son durak Sülüklü Göl'e ulaştığımızda ise her şey tamamdı. Evet, daha sonra bu fotoğrafın çekildiği yerden göle indik. Bu son inişle 12 saati bitirmiştik. Ben de bitmiştim. Ama ne olrsa olsun değimişti.

  • Share/Bookmark
keywords: , , , , , ,
22
Mar 10

Mazoşizme Giriş

Sevgili Hüseyin abimiz, nam-ı diğer “Şişman”, nam-ı öteki “Halay Başı” bir şey söylediğinde kesinlikle dikkate almak gerekiyor.
- Yoldan şaşmayın.
- Köyde bizi ziyafet bekliyor.
- Hava 15 derece ve açık olacak.
- İç, iç kaynak suyu.
bunlardan bazıları.

Arada da bana “bu yürüyüşte kar olacak.” dediği ve -lodos sağolsun- çuvalladığı da(!) oldu ama
- Ayaklarının altı kaşınanları Kanlıçay’a bekliyorum.
son bombasıydı.

Her nasılsa bir tek bunu çok ciddiye almamış ve rahat çıkmıştım yola. Gelin görün ki sevgili dostlar kazın ayağı hiç öyle olmadı. Hatta kazın ayağı çamurdan dışarı çıkmadı.

En özet hali ile, jungle içinde yarım saat boyunca 4 ayak tırmandık, 2,5 saat diz boyu çamur içerisinde güreştik (heyecanlanmayın giyinikken o kadar da seksi olmuyor) ve 2 saat ayağımızı kardan çıkarmadık derken böylece aralıksız 5 saat tırmandık. 1300-1400′lerden ise saldık aşağıya ve yuvarlana yuvarlana indik… Benim için günün ganimeti ise mazoşizme giriş oldu. Eve adım atıp iki parmak votkayı yuvarladığımda son haftaların en mutlu insanı bendim. Evet. Var olduğumu hissettim. Vardım. Hiç ağrımayacağını düşündüğüm bir bedenim vardı ve ağrıyordu. Öyle de olsa ruhumu koyacak bir yer bulmuştum.

Özetle böyleydi. Geniş hali ile de şöyleydi:

Bastığımız yerde 10sn'den fazla durduğumuzda dizimize kadar çamura batabiliyorduk.

Bastığımız yerde 10sn'den fazla durduğumuzda dizimize kadar çamura batabiliyorduk.




Ve kayın ağaçları arasında çıkılacak karlı bir yamaç bekliyordu bizi.

Ve kayın ağaçları arasında çıkılacak karlı bir yamaç bekliyordu bizi.

Zor bir yürüyüştü. Ama yüzlerimizde başka bir şeyler var değil mi?

Bulamayacağım sanırım ama bu gülüşü değiştirecek zorlu bir yol arıyorum.

Bulamayacağım sanırım ama bu gülüşü değiştirecek zorlu bir yol arıyorum.




Ya da bunu.

Ya da bunu.




Ben başka bir yolda mı yürüdüm yoksa??

Ben başka bir yolda mı yürüdüm yoksa??




Halbuki Vietnam'ı bile andık arada.

Halbuki Vietnam'ı bile andık arada.




Çaba gösterdik.

Çaba gösterdik.




Ve tamam. Yorulduk.

Ve tamam. Yorulduk.




Dinlenmek için değişik yollar denedik.

Dinlenmek için değişik yollar denedik.




Serttik yine de.

Serttik yine de.




Yol gösterdik. Her zamanki gibi alçak gönüllülükle.

Yol gösterdik. Her zamanki gibi alçak gönüllülükle.




Söz dinleyecek değiliz. Farklı bir yolu da denedik.

Söz dinleyecek değiliz. Farklı bir yolu da denedik.




Yerli arkadaşlar edindik.

Yerli arkadaşlar edindik.




Kimisi ile karşılaşmadık ama var oldukların ve bizi izliyor olacabileceklerini bildik.

Kimisi ile karşılaşmadık ama var oldukların ve bizi izliyor olacabileceklerini bildik. Ayı izi mi? Evet.




Yine de kazanılacak çok şey var, bir bacağı şehrin dışında tutmakla…


Bilmem anlatabiliyor muyum?!

Bilmem anlatabiliyor muyum?!

  • Share/Bookmark
10
Mar 10

Yeşil Belpınar

Hemen sadede geleceğim.

Mart ayı, güşenli bulutsuz bir gün, ıslak yeşil çimenler, koyu yeşil çam ağaçları ve ağaçların dallarında bir gece önce yağmış karlar… Toprak tüm kış içinde biriktirdiklerini dışarı salıyor. Çiçekler, börtü böcek, kaynak suları fışkırıyor ve en sonunda toprak ruhunu açığa çıkartırmış gibi buharlaşıyor, kurulanıyor.

Yeşil bir yürüyüşten geride kalanları araya çok fazla söz sıkıştırmadan paylaşmak istiyorum. Son birkaç fotoğraf sürpriz. Bunlar tilt uygulanmış fotoğraflar. Buyrun başlayın:

Her zamanki gibi hafif bir yokuşla başladık

Her zamanki gibi hafif bir yokuşla başladık


Karlı çam ağaçları arasından geçtik

Karlı çam ağaçları arasından geçtik


Arasıra ayaklarımızı kara da bastık.

Arasıra ayaklarımızı kara da bastık.


Kimi zaman ise yürümeye ara verdik.

Kimi zaman ise yürümeye ara verdik.


Sık sık da etrafımıza baktık.

Sık sık da etrafımıza baktık.


Biz de insanız. Yorulunca dinlendik.

Biz de insanız. Yorulunca dinlendik.


Sonunda her zaman olduğu gibi ufak bir ziyafet ile günü bitirdik. (Saklamayacağım. Bu tabaktan 3 tane yedim)

Sonunda her zaman olduğu gibi ufak bir ziyafet ile günü bitirdik. (Saklamayacağım. Bu tabaktan 3 tane yedim)

Bu kez yazmaktan çok göstermek istedim. Eh bende bu çene varken bu biraz zor oldu tabi. Uzatmadan farklı bir bakış açısı ile bitireyim:

Ne işi var bunun burada?

Ne işi var bunun burada?


Mademki çayır çimen var, yürüyeyim...

Mademki çayır çimen var, yürüyeyim...


Yürüye yürüye çayırı geçtik, caminin arkasına vardık. Bir de buradan bakalım yaylaya.

Yürüye yürüye çayırı geçtik, caminin arkasına vardık. Bir de buradan bakalım yaylaya.


Böbürlenmeyelim. Ufacığız tefeciğiz aslında.

Böbürlenmeyelim. Ufacığız tefeciğiz aslında.


Ama bir araya gelip biraz daha güçlenebiliriz.

Ama bir araya gelip biraz daha güçlenebiliriz.

Bir Pazar günü böyle geçti gitti sevgili dostlar. Bence iyi de oldu…

  • Share/Bookmark
keywords: , , , , ,
8
Mar 10

Kadın Hakları Listem

Kadın hakları konusunda fotoğraf çekmekti ilk niyetim ama ne yazık ki günümüzde model bulmak pek kolay değil. Biliyorum tüm arkadaşlarım fotoğraflarını çekmek istediğimde hayır demiyorlar ama tesadüfen kimsenin zamanı olmadı bu hafta. Olsun, belki ben bu konuda herhangi bir çekim yapamadım ama yine de son bir haftadır okuduğum ve gördüğüm şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Böylece kadın haklarından girip fotoğrafçılıktan çıkan bir yazı yazmış oldum. Bu Cumartesi akşamı, evde oturup bu yazıyı yazmaktan daha verimli değerlendirilemezdi sanırım.

Son bir hafta boyunca evde geçirdiğim zamanın bir kısmını kadın hakları konusunda yazılıp çizilenleri okumaya ayırmıştım. 8 Mart yaklaşıyorken kadınlar için en azından böyle birşey yapmış olma ihtiyacı duydum. Bunu söylerken utanıyorum ama yine de söyleyeyim; farkettiğiniz gibi “Erkek Hakları” diye bir kavram yok. Herşeyin hakkı var ama bunun yok. Sanırım ben de bu yüzden bu ihtiyacı duydum. Hazır böyle bir ihtiyaç duymuşken de hemen açtım bilgisayarımı ve uzun süredir takip ettiğim Global Issues organizasyonunun web sitesinden başladım okumaya. Organizasyonun ana sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Girip bakmanızı tavsiye ederim. Ne de olsa sorunlarımızı öğrenmek, daha iyi bir yaşam için atacağımız ilk adım…

Global Issues boş durmamış ve kadın hakları ile ilgili bir bölüm ayırmış. Bu bölümde yer alan Women’s Rights isimli makale şu açıklayıcı cümle ile başlıyor:

Women’s rights around the world are an important indicator of understanding global well-being. (Dünya genelinde kadın hakları, küresel esenliğimiz için önemli bir göstergedir.)

Bu başlangıca ben de katılıyorum. Biliyorum esenliğimiz için tek gösterge bu değil ama bence gerçekten önemli bir gösterge. En azından esenlik ve kalkınma için ne kadar samimi olduğumuzu gösteren bir gösterge. Bu yüzden bunu “İnsan Hakları”nın bir alt kümesi olarak da görmemek lazım. Sorunları öğrendikçe bu farkediliyor. Global Issues’da böyle düşünüyor olmalı ki, makalesinde önem verdiği kadın sorunlarını listeleyip açıklamaya çalışmış. Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.

Makale, çözüm için izlenecek yolu önermektense mevcut durumu ortaya koymaya çalışmış. Ben yine de bununla yetinmeyip OneWorld.net’e de bakmak istedim. OneWorld, insan hakları ve sürdürülebilir kalkınma konularında İngiltere’deki en geniş çevrim içi kaynaklardan biri. Nüfus sorunundan, fakirliğe, torpikal ormanlardan, çevresel konularda aktivistliğe kadar bir çok konu hakkında makaleler ve haberler veriyorlar. OneWorld’ün kadın hakları ile ilgili bölümüne ise buradan ulaşabilirsiniz.

Her iki sitede de kadın sorunların hakkında başlangıç için yeterince bilgi verilmiş. Açıkçası bunlar şimdilik bana yetti. Daha önce farketmediğim sorunları görmekle kalmadım, gazetelerin üçüncü sayfalarını veya haber sitelerini okurken kadınlarla ilgili haberlerde beni gerçekten neyin rahatsız ettiğini de farkettim. Bu kadar farketmişken de bu sorunlara çözüm bulmak için çalışanları araştırdım.

Kadın haklarını savunan ve sorunlara çözüm bulmaya çalışan ulusal ve uluslararası birçok organizasyon var. Evet. Yine de başlangıç için sadece iki organizasyonun adresini vermek istiyorum. Yoksa gerekmediği şekilde Google’daki tüm arama sonuçlarını bu yazıda listelemek zorunda kalacağım. Benim seçtiğim organizasyonlardan ilki, Action Aid. Kadın hakları ile ilgili çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz. İkincisi ise United Nations Development Fund of Women. Kadın sorunları ile ilgili yaptıkları çalışmalara göz atmanızı öneriririm. Buradan ulaşabilirsiniz. Ufak bir Google araması yaptığınızda bunlardan fazlasını da göreceksiniz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çalışan bir çok grup var. Ne kadar verimli çalıştıklarını ve ne kadar başarılı olduklarını tartışmak istemiyorum. Bu kadar bilgim de yok şimdilik. Ama bu gruplara destek olmak gerektiğine ve katkıda bulunmak gerektiğine inanıyorum.

Destek olmak, katkıda bulunmak demişken ve kadın hakları konusunda bu kadar okumuşken sonra ister istemez aklıma Türkiye’deki kadınlar ve Türkiye’de yapılan çalışmalar geldi. Belki sizin de aklınıza “Türkiye’de yaşayan kadınların bir çok problemi varken sen tutmuş global sorunlarla ilgileniyorsun.” gibi bir şey de gelmiş olabilir. Olsun, gelsin, şimdi durduk yerde Türkiye’deki kadın sorunlarına giriş yapmayacağım. Nasıl olsa bunu daha sonra da tartışabiliriz. Çünkü küresel olarak çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bunları aynı zamanda Türkiye’de de yaşıyoruz. Yine de bu noktada şunu söyleyeyim; UNIFEM’in sitesini ziyaret ettiğimde bir şeyden çok rahatsız oldum. Belki siz de farkedeceksiniz. Organizasyonun bir amacı ve bu amaca hizmet eden çalışanları, gönünllüleri ve devletlerden bağımsız ulusal komiteleri var. Ama ne yazık ki, Türkiye’de bir ulusal komiteleri yok. Ne dersiniz? En azından uluslararası böyle bir organizasyonda yer almamız gerekmez miydi?

Neyse, sevgili dostlar, konuyu dağıtmayayım. Ne diyordum? Hah! Çünkü küresel olarak çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız…

Madem bu kadar sorunla karşı karşıyayız, ben de okuduklarımdan sonra kendimce bir liste yaptım. Beni gerçekten rahatsız eden ve çözülmesine öncelik verilmesini arzuladığım sorunları alt alta yazdım. İşte benim listem (İngilizce için kusura bakmayın, kendi görüşlerimi de Türkçe ekledim).

  • Lack of Progress: You would think that as time goes on, there would be more equality between men and women. Unfortunately, trends are moving in the other direction. En azından ilerleme kaydedilmeli değil mi? Eşitlik yolıunda %1 de olsa bir pozitif değişim olmalı. Ama ne yazık ki durum tam aksini gösteriyor. Buradan benim çıkardığım sonuç moral bozukluğu değil, ilerleme kaydetmek için yeni yöntemlerin bulunması ve uygulanması gerektiği.
  • Women Work More Than Men But Are Paid Less: Women cultivate, plough, harvest more than half of all the food in the world. Ben bunu nedense çok önemsiyorum. Madem eşitlik var, aynı işe karşılık aynı kazanç elde edilmeli. Aksi düşünülmemeli bile.
  • Abduction of girls: Buna söyleyecek bir şey bulamıyorum. Hiç yoksa her gün yeni bir haber var bu konuda.
  • Violence: In launching his new 2008 campaign, UNite to End Violence Against Women, UN Secretary-General Ban Ki-moon observed that “at least one out of every three women is likely to be beaten, coerced into sex or otherwise abused in her lifetime.” Such high level concern about violence against women, alternatively described as gender-based violence, has emerged only in relatively recent years.
  • Education and training: Extreme poverty reinforces cultural expectations that girls should work in the home and quickly marry, rather than attend school. According to the international agency, ActionAid, 40 million girls go without primary education and almost two thirds of illiterate adults are women. UNICEF reports that over 40% of girls in Africa marry before the age of 18.
  • Democratic Governance: There has been significant progress in recent years: more and more women are seeking to transform politics itself, and women’s groups are focusing on efforts to increase women’s representation on the ballot to reinvigorate political accountability. Today, there are more women in government than ever before. The proportion of women parliamentarians at the national level has increased by 8 percent in the decade from 1998 to 2008, to the current global average of 18.4 percent, compared to an increase of just 1 percent in the two decades after 1975.
  • Rape: Sexual violence has long been neglected both as a public health problem and a violation of multiple human rights. Rape is a threat to global security, and constitutes a crime against humanity (UN Security Council 2008). No rape free societies exist today (Wang & Rowley 2008). In many settings, 20-30% of women report having experienced sexual violence at some stage in their lives (Jewkes et al 2002). Women and girls who are additionally socially marginalised due to, for example, youth, poverty, mental incapacity or participation in sex work, are most vulnerable to sexual violence (Sanday 1981). Rape impacts on the health and well-being of women in many ways and developing high quality health care services for them is very important, as is developing interventions for prevention. En basitinden şunu eklemek istiyorum: Bekaretin önemsendiği toplumlarda ve ülkelerde kadınların büyük bir çoğunluğu gerdek gecesinde kocaları tarafından tecavüze uğruyorlar. Aileden diğer kadınların da olaya dahil olarak gelinin kolunu bacağını tuttuğu vakalar var. Örnekleri çoğaltmak istemiyorum…

Bu listeyi çıkarttıktan sonra kendi içinde bir sıralama yapmak bana çok zor geldi. Bunu yapmaya çalıştığımda hepsini birinci sıraya koyduğumu gördüm. Ama sanırım ilk sırada yapılması gereken biz erkekleri eğitmek. Hem de çocuk yaşlarımızdayken…

Belki buraya kadar yazdıklarımla bir kaçınızın dikkatini çekmeyi başarmışımdır. En başta söylediğim gibi bunu çektiğim fotoğraflarla yapmak istiyordum. Olmadı ama burada sıraladığım tüm sorunlarla ilgili sizler de bir çok fotoğraf görmüşsünüzdür zaten. “Görmedim” diyenleriniz varsa yüksek ihtimalle bu dünyada yaşamıyorlardır. Ve en azından yarın herhangi bir gazeteyi açarlarsa onlar da göreceklerdir.

Ben de bu yüzden buraya fotoğraf koymayayım, bunun yerine sizleri ilgimi çeken kadın fotoğrafçılarla tanıştırayım dedim. İyi mi yaptım kötü mü yaptım siz bu kadınlarla tanıştıktan sonra anlayacağım. Buyrun size küçük kadın fotoğrafçılar listesi. Yine bir öncelik sırası yok. Hepsi birbirinden güzel işler yapıyorlar. Siz de listeye ek yaparsanız menun olurum:

  • Share/Bookmark
keywords: , , , ,
16
Feb 10

Sansarak’a Yürüyüş

Aynı anda bir çok şeyi yapmaya çalıştığınız oldu mu? Bir dakika, bu biraz saçma bir soru oldu gibi. Tabi ki olmuştur. “Masamın başında işimi yapayım”, “telefonlara da cevap vermek lazım”, “al işte sevgilim de aradı, ona laf yetiştireyim”, “kredi kartı borcu ne oldu yahu!”, “Neee! toplantı mı vardı!” diyerek geçiyor günleriniz mutlaka. Ben de son iki yıldır aynı tempodayım. Hatta daha beterinde. İstanbul’daki işlerim yetmezmiş gibi üstüne öylesine bir London, German Ülkesi ve İstanbul üçgeni kurdum ki hayatım evlere şenlik oldu. Hatta bu üçgen bir gün gelecek Bermuda Şeytan Üçgeni’ne dönüşecek ve beni yok edecek diye düşünüyorum.

İşte bu harala gürelenin ortasında ruhuma ve bedenime ilaç gibi gelen bir Pazar günü geçirdim. İstanbul’dan uzakta yaklaşık 15KM yürüdüğüm gibi, fotoğraf çektim, sakince iş düşündüm ve afedersiniz mangaldan yeni tutulmuş köfte yedim.

Bir hafta önce almıştım haberi. İznik’e gidilecek, Gürmüzlü ve Sansarak köyleri arasında yürünecek. Üstüne üstlük kar olacak. E bunu duyunca durur muyum?! Hemen yazıldım listeye. Montumu ve kar pantolonumu giyip koyuldum yola. İznik’e yaklaştıkça benim kar ümitlerim lodos ile birlikte eridi gitti ama olsun İstanbul’dan ayrılmış ve yanıma fotoğraf makinemi almıştım ya. Bu yetti bana. Üstelik kaç seferdir yürüyorum, hepsinde geniş açı kullanmıştım. Bu sefer bir cesaret taktım 100mm makroyu makineye yanıma da karanlıklar için 50mm 1.8f’i aldım.

Ekip yürüyüşlerinde makro çekim yapmak pek kolay olmadığı için içimde bir tereddüt vardı. Hem istediğim gibi bir iki şey çekeyim hem ekipten kopmayayım diye düşündüm önce. Sonra hem ışık olsun hem lensi sağa sola çarpmadan yürüyeyim düşüncesi geldi. Onun da sonrasında ise; sandık başına giden seçmen gibi iki anahtarım olsun biri arabayı diğeri evin kapısını açsın, yemişim türbanı katsayıyı düşüncesi ile hareket edince başta biraz zorlandım. Neyseki imdadıma ekip lideri, halay başı Hüseyin Abi yetişti. Başlar başlamaz, “hele bir yürü de fotoğrafı da çekersin” der gibi öyle bir yokuşa vurdu ki hem ciğerlerim açıldı hem de biraz önce düşündüklerimin ne kadar saçma olduğunu farkettirdi. Herşeyi boşverip başladım yürümeye. Artık ne rast gelirse çekecektim. E öyle de oldu nitekim. Deklanşöre ilk Hüseyin Abi için bastım. Değişik bir yürüyüş tarzı var bu abimizin. Yağ gibi kayıyor ve sakin bir şekilde bütünleşiyor yol ile.

Su gibi olacaksın çekirge... Bulunduğun kabın şeklini alacaksın...

Su gibi olacaksın çekirge... Bulunduğun kabın şeklini alacaksın...

Aslına bakarsanız, kar olmadığı için parkur da çok zorlu değildi. Hatta son yokuş haricinde neredeyse hiç güçlük çekmedim. Çoğunlukla az eğimli patikalardan ine çıka ilerledik. İnceden çamurlu yollarda kayın, çam ve köknar ağaçlarının arasında yürüdük. Keçi izlerini takip ederek ilerledik. Yer yer ise eşek kakasına basmadan adım atmaya çalıştık… Karın erimesi, lodosun etkisi derken çiçek dolmuştu ortalık. Çiğdemler, siklamenler hatta kardelen ve kel alaka bir şekilde bürüksel lahanası bile gördüm. Sonradan öğrendim, bürüksel lahanası geliri yüksek bir mahsulmüş. Gürcü köylülerimiz ekmişler bir tarlaya. Ama endişelenmeyin “hazır makroyu da takmışım çiçek çekeyim” demedim. Bunun yerine “Oooh! 100mm! Enfes!” dedim ve ara ara çektim tetiği. Canon’un en keyif aldığım lensi bu.

Abdal gönül koymaz. Ağaç gelmezse o, ayağına gider...

Abdal gönül koymaz. Ağaç gelmezse o, ayağına gider...

Sabit odak uzaklıklı lens kullanmanın büyük bir avantajı var. Bütünlük sağlıyor. Bunun geçenlerde kendi fotoğraf günlüğünde Meren de söylemişti (http://meren.org/blog/). Ben de altına imzamı atarım.  Fotoğraf çekerken bir hikaye oluşturmak ve bütünlüğünü sağlamak özellikle yeni başlayanlar için güç oluyor. Bu konuda en büyük yardımcının sabit odak uzaklıklı lens olduğu akıldan çıkartılmamalı. Hatta alışana kadar o lens ile yatılıp kalkılmalı. Ben de yürümeye başlarken kafaya koymuştum ya akşama kadar lens değiştirmedim.

İlk molamızı bir mandıra evinde verdik. Kısa bir soluklanma sonrasında vurduk yola ve nehir kıyısında yıkık dökük bir değirmende asıl molamızı verdik. Şehirden yeni kaçmış biri olarak olarak önce tereddüt ettim sonra da doldurdum şişemi buz gibi kaynak suyu ile ve diktim kafama.

"- Abi bu su içilir mi?"       "- İçilir içilir bi şey olmaz."

"- Abi bu su içilir mi?" "- İçilir içilir bi şey olmaz."

Su içmekle de kalmadık, ekmek arası peynir ve zile pekmezi sonrasında portakal ve dilerseniz sigara ile de şarj olduk.

Mola...

Mola...

Molayı takip eden bir kaç saatlik yürüyüşün ardından Sansarak köyüne girdik. Köy 600 yıllık bir köy. Yarı yıkık ama nefis görünen kerpiç evler ile dolu. Ama köyün yaşına bakıp aldanmayın. Çok ama çok fakir bir köy. Hoş zengin köy bulmak çok zor artık. Malesef tarım ve hayvancılık politikalarımız canına okudu köylülerimizin. Ben de bir çiftçi torunu olarak acı duyuyorum. İçim sızlıyor ve öfkeleniyorum fakir bir köyümüzü gördüğümde.

Benim Konya’daki köyümün aksine Sansarak halkı geçimini hayvancılıktan sağlıyor. Koyun, keçi, tavuk derken yolunu bulmaya çalışıyor kendince. Dedim ya içim buruk yürüdüm köyde. Neyseki bizleri görmek köy halkının kısmen yüzünü güldürmüştü.

Şalvar böyle giyilir.

Şalvar böyle giyilir. Bakılacaksa böyle bakılır.

Çoban köpeklerini selamlaya selamlaya köy kahvesine vardığımda ise mangal yakılmış, bir tencere… Yok yok koca bir kazan bulgur pilavı pişirilmiş ve çorba kaynatılmıştı. Hatta o pilav tüm köye yetti kanımca. Afiyet şeker olsun hepsine. Közde demlenmiş bir bardak çayı devirdikten sonra aşçı yamağı olarak oturdum mangalın başına. Nevalemiz yine boldu. Hem biz hem çocuklar hem üç kahvenin ahalisi köfteye doydu. Çok özel zamanlarda et yiyebilen bu insanlarla paylaştığım köftenin tadı hala damağımda döndüm İstanbul’a. Darısı ise sizin başınıza…

Derya kuzusu

Derya kuzusu

Biri arkadaşımın

Biri arkadaşımın

  • Share/Bookmark
keywords: , , , ,